Bunu itiraf etmekten hoşlanmıyorum ama işe başladığımdan beri 4,5 yıl oluyor.
4,5 yıldır, en büyük Pazartesi sabahı keyfim, tostumu ve çayımı alıp, Pazar ekindeki röportajını okumak. (Özellikle Pazar günü okumuyorum, dedim ya Pazartesi sabahı keyfim o benim. Pazar zaten kendi başına keyifli bir şey.)
Ve röportajlarını (geçen haftaki Scarlett Johanson hezimetini saymassak) ilginç, kalemini samimi, sürekli “parmak arası terlik & uçuşan elbiseler” diye tarif ettiği Dubai hayatını özendirici, elbiselerini havalı, kocasından sevgilim diye bahsetmesini romantik buluyor; cesur, renkli ve azıcık da çatlak olduğunu düşünüyorum.
Yazılarını okuyup arada sırada “Bunu ben de yazarım yahu, işe bak yani!” dediğim oluyor, evet. Napıyım, hepimiz insanız.
Ama yaptığı işin öyle göründüğü kadar kolay olmadığını da biliyorum. Gazeteci dediğin soyunur mu soyunmaz mı, 40 yaşında kadına yakışıyor mu, kendinden söz ettirmek için ne yapacağını mı şaşırdı, onlarla ilgilenmiyorum.
Kadın yaptığı şeyi iyi yapıyor işte!
Üstelik hem kedileri, hem de Paul Auster’ı seviyor.
Daha ne isterim?
***
Ayşe Arman’la böyle tek taraflı bir ilişkim var işte.
Şimdi merakla takip ettiğim projesi, LÖSEV için para toplamaya başlamış olması.
Bir kaç hafta önce yazdı ilk defa bu konuda, biliyorsunuzdur belki.
T-Bank çalışanları için yaptığı konuşma ve T-Bank CEO’suyla yaptığı canlı röportaj karşılığında aldığı parayı, biraz da sevgilisinin yönlendirmesiyle LÖSEV’e bağışlamaya karar verdi. (Meblağın ne olduğunu önce açıklamadı, sevgilisiyle birlikte romantik bir haftasonu kaçamağı yapmaya yetecek bir para olduğu bilgisi dışında. Sonradan öğrendik ki, 5 bin liraymış.)
Yetinmedi, bunu bir kampanyaya dönüştürmeye karar verdi.
Bundan sonra yapacağı tüm konuşmaların ve yakında çıkaracağı kitabın gelirleri LÖSEV’e gidecek. Kendisine koyduğu 100 bin lira hedefini, ismi şimdilik saklı bir iş adamının ve Swiss Air’in yardımlarıyla yarılamış durumda.
Ve diyor ki:
“LÖSEV’e yapacağınız bağışın sadece para olması gerekmiyor… Bir fikir olabilir, çocuklarla ilgili bir organizasyonda insan gücü, annelik, ablalık olabilir…
Şöyle düşünün, 6018 aile var orada, bir aile, yaşamak için neye ihtiyaç duyuyorsa, onlar da ona ihtiyaç duyuyor, yemekten giyime, mobilyadan bilgisayara, sandalye ve koltuktan mutfak eşyalarına, çatal, bıçak, kaşığa…
Dahası, vakfın en önemli projlerinden biri Lösemili Çocuklar Köyü. Tedavi için Ankara’ya gelen lösemili çocukların ailelerinin kalacağı konukevleri, aile konutları, üretim atölyeleri, okul ve spor tesisleri, kanser araştırma ünitelerinin de yer aldığı 13 bin hektara yayılmış koskoca bir köy…
Ve neredeyse tamamı imece usulüyle hayata geçirilmiş…
Camından çerçevesine, kablosundan karosuna kadar bir sürü firma destek oluyor ve ortaya çocukların tedavi olabileceği kocaman bir hastane çıkıyor.
Aklınızda olsun yani.
Her şey bağışlarla dönüyor.
Siz de bu imecenin bir parçası olabilirsiniz.
Önemli olan katılmak…”
***
Ayşe Arman’ın hedefine en kısa zamanda ulaşmasını ve yaptığı bu güzel şeyin başkaları için de özendirici olmasını diliyorum.
LÖSEV Halkla İlişkiler sorumlularından Füsun Emecen’in söylediğine göre, bağışlar şimdiden artmış bile.
Siz de bağışta bulunmak veya LÖSEV gönüllüsü olmak isterseniz http://www.losev.org.tr sitesini ziyaret ederek daha detaylı bilgi alabilirsiniz.







