Metrodan Taksim durağında inmiş, hızlı adımlarla çıkışa doğru yürüyorum.
Yarısı siyah-beyaz, yarısı rengarenk, kocaman panolar takılıyor gözümün ucuna.
İstanbul’un arnavut kaldırımlı arka mahallelerinde çekilmiş siyah beyaz onlarca fotoğraf; fotoğraflarda ip atlayan, evcilik oynayan, duvarlara tırmanan, patlak topla maç yapan çocuklar.
Her karede bir pırıltı, bir muziplik.
Her çocuğun yüzünden okunan saflık, mutluluk.
Fotoğrafların yanında ise çocuk el yazılarıyla şiirler, kompozisyonlar; çocuk renkleriyle yapılmış neşeli resimler.
***
Öğreniyorum ki bu sergi, fotoğrafçı Berkant Çolak tarafından 2006 yılında hazırlanan “Düşümde Oyun Var” adlı serginin devamı niteliğinde. Çolak, sokakları ve hayatı çocukların gözünden göstermeyi amaçladığı bu fotoğrafları, çocukların hala sokakta oyun oynayabildiği Fener ve Balat’ta çekmiş.
Geçtiğimiz 3 yıl boyunca “Düşümde Oyun Var” sergisi, İstanbul, İzmir ve Ankara’da 12 özel okula taşınarak, fotoğrafları 2 bin 700 çocuğun görmesi sağlanmış.
8-10 yaş grubundaki çocuklara, “bu fotoğraflar size ne hissettirdi?” diye sorularak, kendilerini ifade etmeleri istendiğinde de, ortaya bu ortak çalışma çıkmış.
Öyle görünüyor ki, fotoğraflardaki elle tutulur yoksulluğa rağmen mutlu olan çocuklar sayesinde, “elindekinin kıymetini bilmek”, “yaşama sevinci”, “hayata sımsıkı sarılmak” gibi büyük kavramlar ete kemiğe bürünmüş fotoğrafları gören çocuklar için; her şeyleri olduğu halde mutlu olmamaktan rahatsız olmuşlar.
Şiir yazmış biri, “Gazoz kapaklarım” demiş adına: “Mutlu olmak için/ ihtiyacım yok paraya/ gazoz kapaklarımla oynarım ben/ oyun kartı yerine”
Biri salıncak yapmış kendine: “Ağaca bir ip astım/ araba lastiği bağladım/ sallanmaya başladım/ bu benim oyuncağım”
Yağ satarım, bal satarım oynayan çocuklardan biri olmak ve “onların neşesine katılmak” istemişler.
Bisikletini kendi tamir eden çocuğa hayret etmişler.
“Her zaman daha fazlasını istiyoruz” diye itiraf ederken, bir tahta parçasıyla eğlenen iki çocuğa gıptayla bakmışlar.
***
Sergideki her fotoğrafı tek tek dolaşıyorum.
Gözlerim dolu dolu, ama gülümsüyorum bir yandan.
Bisiklete binecek, ip atlayacak alan bırakmadığımız çocuklar, bilgisayar başından kalkmıyor şimdi diye, hayatında hiç misket, saklanbaç, seksek oynamadı diye kimi suçlamalıyız, bilemiyorum. Bir kaç fotoğraf gördü diye hayata bakışı, değer anlayışı değişiverir mi bir zamane çocuğunun, onu da bilemiyorum.
Ama iç rahatlatan, huzur veren bir şey var ki, çocuk her yerde ve her zaman çocuk işte…
—
1968 Elazığ doğumlu olan Berkant Çolak, İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar fakültesinden mezun olduktan sonra 1992 yılında TRT İstanbul Televizyonunda aktüel kameraman olarak göreve başladı. Bugüne kadar birçok belgeselde ve drama da çalışan Çolak, katıldığı fotoğraf yarışmalarında da birçok ödüle layık görüldü.
20 Kasım Dünya Çocuk Günü’nde, OMO ve TOÇEV’in de katkılarıyla açılan sergi, 5 Aralık’a kadar gezilebilir.




