Ayça Şen’in kaleminden, ufacık tefecik, içi dolu turşucuk bir gülümseten haber…

Aslan 110!

Bu satır-ları yazarken neredeyse gözyaşlarıma hâkim olamayacaktım değerli varyemez okur.
Çünkü nüçün derseniz, dün sabah ülkemizin çok da fena bir ülke olmadığını anlamam bakımından çok değerli dakikalar yaşadık maaile.
Malum, mevsim yumurtlama mevsimi, uçmayı öğrenme, gagadan gagaya mama
nakletme mevsimi.
Durum böyle olunca, dün sabah saatlerinde bir karganın kendini aşağı salıp dallara depüstü (tepe üstü) takıldığına gözlerimizle şahit olduk. Aklımıza bin türlü hikâye geldi tabiyatıynan. Dedik ki, yavru bir karga anasından uçmayı öğrenirken muvaffak olamadı, dallara takıldı, annesi kadıncağız üzüntüsünden gakladı, babası, ama ne baba, haza beyefendi, o da hanıma destek oldu ve taklaya gelmiş bu karganın yanında uzun uzun karga ağıtı yaktılar.
Biz de her balkonunu pimapenletmemiş Türk genci gibi balkonda oturmuş kahvelerimizi yudumluyorduk. Bir süre üşendiğimiz için belgesel ruhunu yaşatarak kargaya sadece acıyıp görmezden geldik. Fakat aradan 15 dakika geçmiş, karga kadıncağız üzüntüsünden daha da gaklamaya başlamış, biz de afedersiniz bu dramın karşısında öküz gibi oturmanın derin
utancını yaşayarak itfaiyeyi aramaya karar vermiştik.
Fakat önce bir karga meselesiyle itfaiyeyi meşgul etmenin ne kadar doğru olduğunu
tartıştık aramızda. Derken kim bilir ne acaip telefonlar ediyorlardır diye düşünerek yüzümüzü gerip 110’u aradık.
İtfaiyeye durumu anlatıp, belki de yetişkin bir karga yumurtaları yemeye gitmiş olabilir diye ‘anne karga çocuklarını kurtarmak istiyor’ gibi duygu sömürülerine girmedik, onlar da zaten lafı uzatmadan adresi alıp 10 dakika geçmeden ağacın orada aldılar soluğu.
Merdiveni açtılar, kargayı alıp yuvaya oturttular. Bu sırada olay mahallinde yüzlerce karga, martı ve kırlangıç sürüleri tepemizde deliler gibi çığlıklar atarak birlik olduklarını anlatan nevrotik mesajlar verdiler.
İtfaiye vakur bir ifade ile kargayı kurtarırken bir an bile bundan dolayı utanma belirtisi göstermedi. Balkonlardaki bizler, bu tip bir olayı da yangın gibi ciddiye alan aslan itfaiye insanlarını, gözlerimiz dola dola, evrensel milliyetçilik hisleriyle izledik.
Canlıseverlerin savaşıyla gaddarların savaşı olsa, ancak bu kadar duygu patlamaları yaşanabilirdi.
İtfaiyenin yanına oğlum Memo’yla gidip durduk ama itfaiyeyi arayan kişiler olduğumuzu belli etmemeye çalıştık; ne de olsa bu çeşit ihbarlar veren insanlara olan duygularım hâlâ belirsizdir. Fakat olayı seyreden çevre apartman görevlilerinden biri ‘İtfaiyeyi siz mi çağırdınız’ diye sorduğunda ‘evat’ demek zorunda kaldım. Adam ‘Allah razı olsun’ derken bir kez daha kargaya karşı fazla hassasiyet beslemeyeceğini düşündüğüm apartman görevlisinin insaniyetine gözlerim dolu dolu oldu.
Bu tip bir his bombardımanı yaşarken büyük bir terbiyesizlik yaparak itfaiye görevlilerine kendi çapımda ufak bir hediye vermek istedim ve yanına giderek ‘Şey, eğer ayıp olmazsa size mahalleli olarak ufak bir hediye verebilir miyiz’ dediğimde öyle bir kızdı kı, helal olsun dedim ya.
O azarı yemek de çok şahaneydi, az paralarla çalışan itfaiyecilerimizin de böylesi şerefli olmalarına şahit olmak da, uzun zamandır basın filan gibi artık leşi çıkmış bir mecrada uzaktan tanıdık bir dost, bir akraba gibiydi. Tertemizliği ne kadar unuttuğumuzu hatırlatan bu itfaiyeciler, içimize mevsim normalleriyle kıyaslanamayacak serinlikte bir su sıktılar.
Allah onlardan razı olsun.

Ayça Şen

Radikal- 09.06.2009

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=09.06.2009&ArticleID=939780