Çocukken yaz tatillerimin tamamını geçirdiğim Silivri’deki yazlığında, tencerelerce reçel kaynatırdı nenem. Meyvesine göre, tarife illa ki göz kararı bir şeker eklemesi veya azaltması ile müdahele eder, piştikten sonra da reçelleri kocaman kaselere doldururdu. Üstlerine, kaselere uygun büyüklükte kestirdiği camlardan kapatır, reçelleri sularının uçması için güneşe, balkon duvarının üzerine bırakırdı. Camın içinde biriken su damlalarını akıtmak için balkona gidip gelirken, o mayhoş kızılcıkları, vişneleri, tatlı mı tatlı şeftalileri ekmeğin üzerine sürüp yemek için sabırsızlanan ben de nenemin peşinde dolanır dururdum.
Hayatımda hiç reçel yapmamış olmama rağmen, geçenlerde annem ayva reçeli yaparken bir iki damla limon suyunu eklemesini hatırlattığımda farkettim ki, nenemin reçel ritüeli zannettiğimden daha iyi yer etmiş belleğimde.
Gerçekten de reçelin büyük çoğunluğumuz için bakkaldan, marketten alınacak herhangi bir kahvaltılıktan öte bir önemi vardır. Nasıl ki çay sıcak bir içecek olmanın dışında sohbeti, yakınlığı, komşuluğu, dert ortaklığını çağrıştırırsa, ev yapımı reçel de, o evde mutlaka becerikli, sevecen bir annenin varlığına delalettir, güzel demlenmiş, taze çay kokusu gibi bir sıcaklık katar kahvaltı sofrasına. Mecbur kalınıp dışarıdan alındıysa da mutlaka annenin, anneannenin yaptığıyla karşılaştırılır. Ne de olsa, makina yapımı reçel, ev yapımı reçele benzediği ölçüde güzeldir.
***
Reçel Anneler’i (epey de geç olarak) duymam Elif Ergu’nun Vatan gazetesindeki bir yazısıyla oldu, halbuki dostlukları 1980’lere dayanan bu kadınlar, 2005 yılından beri Reçel Anneler olarak faaliyetteler. Ali Kırca’nın kendilerine verdiği bu isim müthiş sevimli olduğu kadar, çok da isabetli, çünkü yaptıkları reçellerden elde ettikleri gelirlerle yıllardır sadece çocuk okutmakla kalmıyolar, bir anlamda onlara hakikaten de annelik ediyorlar.
Sitenin ilk röportajını yapmak üzere Kazasker’deki mekanlarına gittiğimde mis gibi reçel kokularıyla ve sıcacık karşılıyorlar beni. Uzun yıllara dayanan dostluklarını, duyulmaya başladıktan sonra Türkiye’nin her yanından aldıkları telefonları, ellerini daha çok insana uzatmak için uğraşılarını anlatıyorlar, sanki bunları ilk kez birisine anlatıyormış gibi bir heyecanla ve keyifle. Ama sıkıntıları da yok değil elbet. Sponsor bulamamaktan yakınıyorlar mesela. Satış yapmaları için ücretsiz tezgah veren belediyelere, alışveriş merkezlerine, otellere müteşekkirler ancak daha çok çocuğa yardım edebilmek için maliyetlerini düşürmeleri gerekiyor. Bunun için de özellikle şeker, kavanoz, kumaş ve kurdele desteğine ihtiyaçları var. Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin ve sponsorlukların çok revaçta olduğu bir dönemde yaşadığımız düşünülürse (kriz bir yana), mesela bir kumaş veya şeker fabrikasının Anneler’e sponsor olması sizce de müthiş olmaz mı?
Reçel Anneler’i düşündüren diğer bir konu da perakende satış. Marketlerde satış yapabilmek için Tarım Bakanlığı onayına, bu onayı alabilmek için de belli ölçütlere uyan bir mutfağa ihtiyaçları var. Eğer kendilerine destek olacak birilerini bulabilirlerse, mutfaklarını ve dolayısıyla işlerini büyütmek istiyorlar. Ancak marketlerde satış yapmaya sıcak baksalar da, etiketlerini makina yapımı reçeller üzerine yapıştırmak istemedikleri için, gelen bir kaç fabrikasyon üretim teklifi geri çevirdiklerini söylüyorlar.

Reçelin yavaş tüketilen bir ürün olması sebebiyle, Anneler hem hayal güçlerini hem de el becerilerini zorlayarak yeni ürünler geliştirmişler, şimdilerde krokan, badem ezmesi, nikah şekeri, takı, mutfak önlüğü gibi pek çok farklı şey üretiyorlar. Yine de hala en çok satan, en çok gelir getiren, ve en “anne” ürünleri çeşit çeşit reçelleri.
Annelerin okuttuğu çocuk sayısı 2006 başında 16’yken şu anda 50’ye çıkmış. Aralarında ilkokula da gidenler var, üniversiteye de. Bazısı çevrelerindeki, ihtiyacı olduğunu bildikleri çocuklar; bazısı kalem satmak için tesadüfen mekanlarına adım atmış ve Anneler’in ailesine katılmış; bazısı Ağrı’da, Samsun’da, Ankara’da, Edirne’de, hiç yüzlerini görmemişler. Ama karne zamanı gelen e-postalarla, telefonlarla hepsinin durumunu öğreniyor, heyecanlanıyor ve seviniyorlar. Yaptıkları karşılıksız güzelliğin karşılığını böyle alıyorlar.
Zaten ne kadar ufak olursa olsun, birine iyilik yapmak öyle müthiş bir his ki, asla karşılıksız kalamıyor, içe dönük bir karşılığı mutlaka oluyor. Ancak, Reçel Anneler’in yaptığı, kendilerini iyi hissettirmekten başka bir şey. Elindekinin fazlasını bağışlayan, paylaşan hayırseverlik anlayışının aksine, özellikle bir başkası için çaba harcıyorlar çünkü kendileri için, çocukları için güzel bir hayat istiyorlarsa, kendileri kadar şanslı olmayan çocukların da okumasının şart olduğunu biliyorlar. “Yaşamak için yaşatmak gerek!” sloganlarıyla bize işte bu gerçeği hatırlattıkları için çok önemliler. Ve tabii bir de bu felsefeyi aile boyu benimsedikleri için. Perdenin önünde tüm işi onlar yürütürken, iş veya okul sonrası reçellerin dağıtımını yapan, okutulan öğrencilerin derslerine yardımcı olan Reçel Çocuklar ve ev işlerinin ucundan tutan hatta ev işlerini hepten üstlenen Reçel Babalar da en az Anneler kadar takdiri hak ediyorlar. Zaten böylesi bir dayanışma olmadan bunca senedir hem dostlukların hem de ailelerin beraberliklerini sürdürmesi mümkün görünmüyor.
***
Mekanlarından çıkıp reçellerimle eve geldikten sonra kızartma makinasına iki dilim ekmek atıyorum. Dışarıda yağmur tatlı tatlı yağıyor. Ekmeklere önce tereyağı sonra da mis kokulu limon reçelinden sürüyorum.. Müthiş bir lezzet! Elinize, canınıza sağlık Reçel Anneler!..
Sipariş vermek veya Reçel Anneler hakkında daha fazla bilgi almak için: www.recelanneler.net







